sabooztas.sitemynet.com
sbnr.jpg

Meditatiklik
Meditasyon Ndr
Mutlak olan
Mutlak-ı fark
Saf Bilgi
Felsefi temel
Temizlenme
MGB Küreleri
Ey Abdullah
Bilinci arıtmak
Kuantum birliği
Bilgi ile bilmek
Siyaset dünyası
Politika
Önemli konu
Ufo ve Cin
Kısadan kısa

Politika


Politika hakkında

Söyleyecek bir şeyim var mı? Onu lanetliyorum. O asırlardır sefalet içinde yaşamamıza neden olan felakettir. Politika kesinlikle gereksizdir. Ancak politikacılar onun gereksiz olmasına izin vermeyecektir çünkü o zaman onlar başkanlıklarını, Beyaz Saraylarını, Kremlinlerini, başbakanlıklarını yitireceklerdir.

Politika gerekli değildir; o, gerçekten çağ dışıdır. O gerekliydi çünkü ülkeler sürekli savaşıyordu. Üç bin yılda beş bin tane savaş olmuştur. Şayet sınır çizgilerini kaldırıverirsek' ki onlar sadece harita üzerindedir, yeryüzünde değil; politikayı kim umursayacak? Evet, bir dünya hükümeti olacaktır fakat bu hükümet sadece işlevsel olacaktır. Onun hiçbir prestiji olmayacaktır çünkü hiç kimse ile rekabet olmayacaktır. Şayet sen dünya hükümetinin başkanı olursan ne olmuş? Sen hiç kimseden yüksekte olmayacaksın.

İşlevsel bir hükümet demek, demiryollarının işletilmesi gibidir. Demiryollarının başkanının kim olduğu kimin umurunda? Posta hizmetlerinin idare edilme şekli ve onun mükemmel olarak işletilmesini, posta işlerinin genel müdürünün kim olduğunu kim umursar. Ülkeler ortadan kalkmak zorundadır ve ülkelerin ortadan kalkması ile politikanın kendisi yok olur. O intihar eder. Geriye kalan şey, işleri sahiplenen işlevsel bir organizasyondur. Bir Rotary klüpteki gibi dönüşümlü şekilde yapılabilir, böylelikle bazen siyah bir adam baştadır, bazen bir kadın baştadır, bazen bir Çinli baştadır, bazen bir Rus baştadır, bazen bir Amerikalı baştadır. Fakat bu bir çark gibi dönmeye devam eder.

Belki altı aydan daha fazla bir kişiye verilmemelidir, bundan daha fazlası tehlikelidir. Böylelikle altı aylığına başkan ol ve sonra sonsuza dek çöpe git. Ve hiçbir kimse yeniden seçilmemeli. Aynı kişiyi yeniden, yeniden ve yeniden başkan seçmeye devam etmek basitçe zekâ kıtlığıdır. Bunu zekâ kıtlığı olarak görüyor musun? Hiç mi zeki insanın yok. Sadece devam etmek için tek bir tane mi budala var?

Tek bir dünyada siyasi partilere de ihtiyaç yoktur. Bireyler bireysel olarak karar vermeli. Ve herhangi bir siyasi partiye ihtiyaç yok, bu demokrasi için son derece tahripkârdır. Her ne kadar insanlar demokrasi siyasi partiler olmadan var olamaz dese de ben sana diyorum ki demokrasi siyasi partiler var olduğu sürece yaşayamaz. Çünkü onlar menfaat gruplarıdır.

Her birey aday olmak için ya da kimin doğru olduğunu hissediyorsa ona oy vermek için özgürdür. Ve kim gelirse gelsin senin cumhurbaşkanlarından ve başbakanlarından çok daha bilge olabilir. Belki de bunun nedeni sadece altı aylığına orada olacağı için zamanının şu üniversitenin açılışını yapmakla, bu köprünün açılışını yapmakla, şu yolun açılışını yapmakla, tüm bu saçmalıkların açılışını yapmakla ve zamanını boşa harcamakla geçiremeyeceğidir. Ve parlamento basitçe ellerinde sonsuz zaman olursa tamamıyla anlamsız işleri tartışmakla vakit geçirir. Küçücük bir kanunun geçmesi yıllar alır.

Sadece altı ayı olan bir adam bu aptallıklara izin veremez. O bilimsel danışmanlar, farklı alanlardan uzmanlar bulacaktır. Örneğin ekonomide dünyadaki en iyi ekonomi zihinlerini bulup kendisine danışmanlık yaptıracaktır. Onun çok vakti yok. O sadece yalan söyleme sanatını bilen ve başka bir şey bilmeyen üçüncü sınıf politikacılarla ilerleyemez. Eğer eğitimle ilgili bir karar vermek zorundaysa dünyadaki en iyi eğitimcilerin fikrini soracaktır. Ancak şu an garip şeyler oluyor...

Sana sadece basit bir formül veriyorum: Tek bir dünya.

SESSİZLİĞİ DİNLEMEK

Doğal, otomatik evrim insanla sona erer. İnsan bilinçsiz evrimin son ürünüdür. İnsanla bilinçli evrim başlar.

Göz önüne alınması gereken pek çok nokta var. Bir kere, bilinçsiz evrim mekanik ve doğaldır, kendi kendine oluşur. Bu evrim sonucu, bilinç oluşur. Ama bilinç oluştuğu anda bilinçsiz evrim sona erer, çünkü amacına ulaşmıştır. Bilinçsiz evrime bilinç ortaya çıkıncaya kadar gereksinim vardır.

İnsan bilinçli hale geldi. Bir anlamda doğayı aştı. Artık doğa hiçbir şey yapamaz, doğal evrimle ulaşılması mümkün olan son ürün oluşmuştur. Şimdi insan gelişmeye ya da gelişmemeye karar vermekte özgür.

İkinci nokta ise, bilinçsiz evrimin toptan olmasıdır. Ama evrim bilinçli hale gelir gelmez bireyselleşir. Hiçbir toptan, otomatik evrim insandan daha ileri gidemez. Bilinç bireyselliği yaratır. Bilinç evriminden önce bireysellik yoktu, yalnızca türler vardı.

Evrim henüz bilinçsizken, otomatiktir. Hiçbir belirsizlik içermez. Her şey sebep sonuç ilişkisine göre olur; varoluş mekanik ve kesindir. Ama insan bilinçlendiğinde ortaya belirsizlik çıktı. Artık hiçbir şeyde kesinlik yok. Evrim olabilir de olmayabilir de. Potansiyel var ama seçim tümüyle her bireyin kendi elinde.

İşte bu yüzden anksiyete (endişe) insana has bir fenomendir. Bilinçli insandan önce anksiyete yoktur, çünkü seçim yoktur. Her şey olması gerektiği gibi olur. Seçim olmadı- ğından seçen de yoktur, seçen olmadığı için de anksiyete yoktur. Ortada anksiyete duyacak kim var ki? Kim gerginlik hissedecek?

Seçim olanakları ortaya çıktığında, anksiyete bir gölge gibi takip eder. Artık her şeyin seçilmesi gerekir, her şey bilinçli bir çaba gerektirir. Sorumlu tek başına sizsiniz. Başara- mazsanız, başaramazsınız. Başarırsanız, başarırsınız. Her şey sizin sorumluluğunuzdadır.

Ve her seçim bir anlamda nihaidir. Geri dönüşü yoktur, onu unutamazsınız; seçileni seçilmemiş hale getiremezsiniz. Seçiminiz kaderiniz olur. Sizinle kalır, bir parçanız olur; inkâr edemezsiniz. Ama seçmek her zaman bir kumardır. Her seçim karanlıkta yapılır, çünkü hiçbir şey kesin değildir. İnsan bu yüzden anksiyete çeker. İliklerine kadar anksiyete içindedir. Acıları Olmak mı, olmamak mı?; ile başlar. Yapmak mı yapmamak mı? Bunu mu yapmalı, yoksa şunu mu?

;Seçmemek mümkün değildir. Seçmediğinizde seçmemeyi seçiyorsunuz demektir ki, bu da bir seçimdir. Onun için seçmeye zorunlusunuz, seçmeme özgürlüğünüz yok. Seçmemek de herhangi başka bir seçim kadar etkilidir.

İnsandaki onur, vakar, güzellik ve görkem, bilinçli olmasından kaynaklanır. Ne var ki, bu bilinç aynı zamanda ağır bir yüktür. Bilinçle birlikte, insanın görkemi de yükü de ortaya çıkar. Attığı her adım bu ikisi arasındadır. İnsanla birlikte seçim ve bilinçli birey ortaya çıkar. Evrimi yaşayabilirsiniz ama evriminiz bireysel bir eylem olacaktır. Evrim geçirerek bir Buda olabilirsiniz ya da olamazsınız. Seçim sizindir.

Evrimin iki türü vardır: Toplu evrim ve bireysel, bilinçli evrim. ;Evrim denince akla önce toplu, bilinçsiz bir gelişim geliyor. Bu nedenle, bence insandan söz ederken devrim; sözcüğünü kullanmak daha doğru. Devrim insanla mümkündür. Devrim sözcüğü, benim burada kullandığım anlamı ile, evrim yolunda bilinçli, bireysel bir çabayı tanımlar. Bireye, zirveye çıkma yükümlülüğü getirir. Kendi evriminizden yalnızca siz sorumlusunuz.

Normalde insan kendi evriminin sorumluluğundan ve seçim özgürlüğünden kaçmak ister. Özgürlükten çok korkar. Esir olduğunuzda yaşamınızın sorumluluğu asla sizin değildir; sorumlu bir başkasıdır. Yani bir anlamda esaret rahat bir durumdur; yükü yoktur. Bu bağlamda esaret özgürlüktür; bilinçli seçim yapmaktan özgür olmaktır.

Tamamen özgürleştiğiniz an kendi seçimlerinizi kendiniz yapmak zorundasınız. Kimse sizi bir şey yapmaya zorlamıyor. Tüm seçenekler size açık. İşte o zaman zihinsel çatışma başlar. Böylece özgürlükten korkmaya başlarsınız.

Faşizm gibi ideolojilerin çekiciliğinin bir nedeni de bireysel özgürlükten ve bireysel sorumlu- luktan bir kaçış yolu sağlamalarıdır. Sorumluluğun yükü bireyden alınmıştır; sorumlu, toplum olmuştur. Bir şey yolunda gitmediğinde her zaman devleti, düzeni suçlayabilirsiniz. İnsan toplumsal yapının bir parçası haline gelir. Ama faşizm, bireysel özgürlüğü reddetmekle insan evrimini de reddetmiş olur. Bu, evrimin sunduğu en büyük olasılığın, insanın tam değişimi fırsatının kaçırılmasıdır. Böyle olduğunda en yükseği başarma olasılığı yok edilir. Gerilersiniz, yeniden hayvanlar gibi olursunuz.

Bana göre daha fazla evrim ancak kişisel sorumluluk ile mümkündür. Yalnız siz sorumlu- sunuz! Bu sorumluluk aslında müthiş bir lütuftur. Bu bireysel sorumluluğun getirdiği çaba, sonunda insanı farkındalığa götürür.

Bilinçsiz evrimin eski kalıpları bizim açımızdan artık sona erdi. Ona geri dönebilirsiniz ama onun içinde kalamazsınız. İnsan bilinçlendi, bilinçli kalmak zorunda. Başka çaresi yok.

Aurobindo gibi filozoflar insanlara harika kaçış yolları sunuyor. Toplu evrimin hala mümkün olduğunu söylüyorlar. İlahî olan gelecek ve herkes aydınlanacak. Ama bana göre bu mümkün değil. Mümkün gibi görünse bile, değmez. Bireysel çabanız olmadan aydınlandığı- nızda, o aydınlanmanın değeri yoktur. Çabalarınızı taçlandıran vecdi size veremez. Olağan görünecektir, tıpkı gözleriniz, elleriniz ve solunum sisteminiz gibi. Bunlar da büyük lütuflardır ama kimse onların değerini takdir etmez.

Günün birinde siz de böyle bir aydınlanma ile yeniden doğabilirsiniz, tıpkı Aurobindo;nun vaat ettiği gibi, ne var ki, bu hiçbir değer taşımayacaktır. Pek çok şey kazanmış olacaksınız ama onları çabasız elde etmiş olacağınızdan, sizin için bir anlam ifade etmeyecekler. Önemini göremeyeceksiniz. Bilinçli çaba şarttır. Başarı, yolunda gösterilen çaba kadar önemli değildir. Onu anlamlı ve önemli kılan o çabalardır.

Benim görüşüme göre ilahî bir lütuf olarak toplu ve bilinçsiz aydınlanma, yalnızca imkânsız değil, aynı zamanda anlamsızdır da. Aydınlanma için uğraş vermelisiniz. Elde edeceğiniz mutluluğu görme, hissetme ve elinizde tutma kapasitesini harcadığınız çabalarla yaratırsınız.

Bilinçsiz evrim insanla noktalanır ve bilinçli evrim (devrim) başlar. Bilinçli evrim belirli bir insanla başlamaz. Yalnızca onu başlatmayı seçtiğinizde başlar. Ama çoğu insan gibi başlat- mayı seçmezseniz çok gergin bir durumda kalırsınız. Günümüzde insanlığın durumu şöyle: Gidilecek hiçbir yer yok, başarılacak hiçbir şey yok. Artık bilinçli bir çaba olmadan hiçbir şey başarılamaz. Bilinçsizlik düzeyine geri dönemezsiniz. O kapı kapandı. O köprü yıkıldı.

Evrimi bilinçli bir biçimde seçmek büyük bir maceradır. İnsanın yaşayabileceği yegâne maceradır. Ona giden yol tehlikelerle doludur; öyle de olması gerekir. Hatalar yapılacaktır, başarısızlıklar olacaktır çünkü kesin olan hiçbir şey yoktur. Bu durum zihinde gerginlik yaratır. Nerede olduğunuzu, nereye doğru gitmekte olduğunuzu bilemezsiniz. Kimliğiniz kaybolmuştur.

Bu durum öyle bir noktaya gelebilir ki, intihar eğilimi duyarsınız. İntihar insana has bir fenomendir; insanın seçim sahibi olması ile ortaya çıkmıştır. Hayvanlar intihar etmezler çünkü ölümü bilinçli olarak seçmek onlar için imkânsızdır. Doğum bilinçsizdir, ölüm de bilinçsizdir. Ama insana gelince cahil insana, evrim sürecinin içinde olmayan insana bir şey mümkün hale gelir; ölümü seçebilme yetisi.

Doğumunuz sizin seçiminiz değildir. Doğumunuz bilinçsiz evrimin elindedir. Aslında doğu- munuz bir insan eylemi bile değildir. Doğasında hayvansaldır çünkü sizin seçiminiz değildir. İnsanlık ancak seçebilmekle başlar. Ama ölümünüzü seçebilirsiniz. Bu, karar verilebilir bir eylemdir. Bu yüzden intihar kesinlikle insana has bir özelliktir.

Ve bilinçli evrimi seçmezseniz intiharı seçmeniz için her türlü olasılık mevcut olur. Doğrudan intihar etmeye cesaret edemeyebilirsiniz ama yavaş, uzatılmış bir intihar sürecinden geçersiniz; ölümü beklerken oyalandığınız bir süreç.

Kendi evriminizden hiç kimseyi sorumlu tutamazsınız. Bunu kabullenmek sizi güçlendirir. Büyüme ve evrim yoluna girersiniz.

Yaşamımızın, kendi evrimimizin sorumluluğundan kaçmak için tanrılar yaratırız, gurulara sığınırız. Sorumluluğu üstümüzden atmak isteriz. Bir tanrı ya da bir guruyu kabul edemi- yorsak, o zaman alkol ya da uyuşturucularla, bizi bilinçsiz yapacak herhangi bir şeyle sorumluluktan kaçmaya çalışırız. Ama bu kaçış çabaları gülünç ve çocukçadır. Sorunu yalnızca erteler, çözüm getirmez. Ölene dek erteleyebilirsiniz ama sorun yine olduğu yerde durur. Yeni doğumunu da aynı yoldan devam eder.

Yalnız kendinizin sorumlu olduğunuzun bir kez farkına vardıktan sonra artık hiçbir bilinçsizlik aracılığıyla kaçış yoktur. Kaçmaya çalışırsanız aptallık edersiniz, çünkü sorumluluk evrim için büyük bir fırsattır. Bu çabalarla bir şey yaratılabilir, yeni bir şey oluşabilir.

Farkında olmak, her şeyin size bağlı olduğunu bilmektir. Tanrınız bile size bağlıdır çünkü o sizin hayalinizde yaratılmıştır. Her şey sonuçta size bağlıdır ve tek sorumlu sizsiniz. Bahane- lerinizi duyacak kimse de yoktur, başvurabileceğiniz bir mahkeme de. Bütün sorumluluk sizin omuzlarınızdadır.

Ve yalnızsınız, son derece kesin bir biçimde yalnızsınız. Bunu çok iyi kavramalısınız. Bir kişi bilinçlendiği anda yalnız olur. Bilinciniz ve farkındalığınız ne kadar artarsa o kadar yalnız- sınız. Bu gerçekten, toplum, eş, dost, tanıdıklar, ilişkiler ve kalabalıklar yoluyla kaçamaz- sınız. Ondan kaçmayın! O müthiş bir fenomendir; tüm bilinçli evrimin amacı buydu. Bilinç artık öyle bir noktaya geldi ki, artık siz yalnız olduğunuzu biliyorsunuz. Ve aydınlanmaya ancak yalnızlık içinde ulaşabilirsiniz.

Yalnızlık duygusunu kastetmiyorum. Yalnızlık duygusu yalnızlıktan kaçarken duyduğumuz, yalnız olmayı kabullenmeye hazır olmadığımız zaman hissettiğimiz bir duygudur. Yalnızlığı kabullenemezseniz kendinizi yalnız hissedersiniz. O zaman kalabalığın içine girersiniz ya da kendinizi unutmak için bir yolla kendinizi uyuşturursunuz. Yalnızlık kendi unutma sihrini yaratır.

Eğer tümüyle yalnız olabilirseniz, sadece bir an bile yalnız olabilirseniz, ego ölür, “ben” ölür. Patlarsınız ve yok olursunuz. Ego yalnız kalamaz, yalnızca başkaları ile ilişkisi aracılığıyla var olabilir. Yalnız olduğunuzda ise bir mucize gerçekleşir. Ego zayıflar. Artık varlığını daha fazla sürdüremez. Yani yalnız olabilme yürekliliğini gösterdiğinizde, yavaş yavaş egosuz hale gelirsiniz.

Yalnız olmak çok bilinçli ve bilerek yapılan bir harekettir. İntihardan bile daha bilerek yapılır; çünkü ego yalnızlıkta var olamaz ama intiharda olabilir. Bencil insanlarda intihar eğilimi daha fazladır. İntihar daima başka insanlarla ilintilidir. Asla bir yalnızlık hareketi değildir. İntihar, egoya zarar vermez. Aksine ego daha da vurgulanır. Daha güçlü olarak yeniden doğacaktır.

Yalnızlıkta ise ego parçalanır. İlişki kuracağı hiçbir şey bulamaz, bu yüzden yaşayamaz. Dolayısıyla yalnız olmaya, mutlak yalnızlığa hazırsanız kaçmadan ve gerilemeden, sadece yalnızlığı olduğu gibi kabul ederek bu sizin için büyük bir fırsat olur. O zaman içinde büyük bir potansiyel taşıyan bir tohum olursunuz. Ama tohumun büyüyüp bir bitki olmak için kendini yok etmesi gerektiğini unutmayın. Ego bir tohumdur, bir potansiyeldir. O parçalandığında ilahî olan doğar. İlahî olan ben değildir, ;Tanrı'da değildir; tekliktir, olandır. Yalnız olmakla o tekliğe ulaşırsınız.

Bu tekliğin, ;bir oluşun yerine sahtelerini koyabilirsiniz. Hindular bir olur, Hıristiyanlar bir& olur, Müslümanlar bir olur; Hindistan birdir, Çin birdir. Bunlar yalnızca tekliğin, gerçek ;bir oluş;un yerine geçen şeylerdir. Teklik ancak yalnız olmakla olur.

Bir kalabalık kendine tek diyebilir ama teklik daima bir şeyin zıddı olmalıdır. Kalabalık sizinle birlikte olduğu için kendinizi rahat hissedersiniz. Artık sorumluluk sizde değildir. Tek başınıza camiyi yakmazsınız, tapınağı yıkmazsınız ama kalabalığın bir parçası olarak bunu yapabilir- siniz çünkü bundan bireysel olarak siz sorumlu olmayacaksınız. Sorumlu herkestir, bu yüzden kimse sorumlu değildir. Burada bireysel bilinç mevcut değildir, yalnız grup bilinci vardır. Kalabalığın içinde geriler ve hayvanlaşırsınız.

Kalabalık teklik duygusunun sahtesidir. Tek olan, durumunun, bir insan olarak sorumlulu- ğunun, insan olmanın getirdiği zor görevlerin farkındadır ve bunların yerine sahtelerini seçmez. Gerçeklerle oldukları gibi yaşar, hayaller yaratmaz. Dininiz ve politik ideolojileriniz yalnızca hayallerden ibarettir ve yarattıkları tek olma duygusu hayalîdir.

Teklik ancak egosuzlukla gerçekleşir. Ego ise yalnızca, siz tamamen yalnız olduğunuzda ölür. Tümüyle yalnız olduğunuzda aslında yalnız değilsinizdir. O an patlama anıdır. Sonsuz- luğa doğru patlarsınız. İşte bu, yalnızca bu evrimdir. Ben buna devrim diyorum çünkü bilinçsiz değildir. Egolu ya da egosuz olabilirsiniz; seçim sizindir.

Yalnız olmak yegâne gerçek devrimdir. Çok büyük cesaret gerektirir. Bir Buda yalnızdır, bir İsa ya da Mahavir de yalnızdır. Bu, ailelerini, dünyayı terk ettikleri anlamına gelmez. Öyle görünür ama öyle değildir. Bir şeyleri olumsuz anlamda terk etmediler. Yaptıkları eylem çok olumluydu; yalnızlığa yönelmekti. Terk etmiyorlardı. Mutlak yalnızlığı arıyorlardı.

Bütün arayışlar insanın yalnız olduğu, o patlama anı içindir. Yalnızlıkta mutlak mutluluk vardır. Ancak o zaman aydınlanma başarılabilir.

Yalnız olamıyoruz, başkaları da yalnız olamıyor. Bu yüzden grupları, aileleri, toplumları ve ulusları yaratırız. Bütün uluslar, bütün aileler ve bütün gruplar kalabalıklardan, yalnız olacak kadar cesaret sahibi olamayanlardan oluşur. Gerçek cesaret, yalnız olma cesaretidir. Yalnız olduğunuzun ve başka türlü olamayacağınızın bilinçli olarak farkında olmaktır. İster kendinizi aldatırsınız, ister bu gerçekle yaşarsınız. Kendinizi aldatmayı yaşamlar boyu sürdürebilirsiniz ama yalnızca kısır bir döngünün içinde yolculuk etmiş olursunuz. Ancak yalnız olduğunuz gerçeğini kabul ettiğinizde bu döngü kırılır ve siz merkeze yerleşirsiniz. Bu ilahî olanın, bütünlüğün, kutsal olanın merkezidir.

Her insanın bu durumu hak etmiş olarak doğacağı bir çağı düşünemiyorum. Bu mümkün değil. Bilinçlilik bireyseldir. Yalnız bilinçsizlik toptandır. İnsanlar birey olduklarında bilinçli duruma geldiler. Bu anlamda insanlık yoktur, yalnız bireyler halinde insanlar vardır. Her insan kendi bireyselliğini anlamalı ve bunun sorumluluğunu üstlenmelidir.

Yalnızlığı kabul etmek için ilk yapmamız gereken şey, onunla yaşamayı öğrenmektir. Hayaller yaratmamalıyız, yoksa gerçeği asla bilemeyiz. Hayaller, yaratılmış, yansıtılmış, geliştirilmiş gerçeklerdir ve asıl gerçeği görmenizi engeller. Yalnız olduğunuz gerçeği (bilgisi) ile yaşayın. O zaman bu bilgi ile aranızda hiçbir hayal olmaz ve gerçek size açıklanır. Bilinen her şeyin derinliklerine baktığınızda gerçeği bulursunuz.

Bu nedenle sorumluluğunuzu, yalnız olduğunuzu bilerek yaşayın. Bu gerçekle yaşayabilir- seniz patlama gerçekleşir. Zor bir yoldur ama yegâne yol odur. Zorlukları aşarak, bu gerçeği kabul ederek patlama noktasına ulaşırsınız. Mutlak mutluluk ancak o zaman gelir. Hazır biçimde elinize verilirse, onu siz kazanmadığınız için değerini yitirir. Mutlak mutluluğu hissetme kapasiteniz olmaz. Bu kapasite ise disiplinle oluşur.

Kendi sorumluluğunuzu tümüyle üstlendiğinizde disiplinli olmaktan başka seçeneğiniz yoktur. Bu disiplin sizin dışınızdan gelen zorlayıcı bir şey değildir. İçeriden gelir. Taşıdığınız tüm sorumluluk nedeni ile her adımınızı disiplin içinde atarsınız. Artık sorumsuzca tek bir sözcük bile edemezsiniz.

Yalnız olduğunuzun farkındaysanız, başkalarının acısını da fark edersiniz. O zaman tek bir sorumsuz eylem yapamazsınız çünkü sadece kendi adınıza değil, başkaları adına da sorumluluk duyarsanız. Yalnız olduğunuz gerçeği ile yaşayabiliyorsanız, herkesin yalnız olduğunu da bilirsiniz. Bu durumda oğul babasının yalnız olduğunu bilir, kadın kocasının yalnız olduğunu, koca da karısının yalnız olduğunu. Bunu bir kere kavradıktan sonra şefkatli, sevecen olmamak mümkün değildir.

Gerçeklerle yaşamak yegâne yogadır, yegâne öğretidir. İnsanın durumunu tamamen kavradığınızda kendinizin efendisi olursunuz. Bu, dünya nimetlerinden, zevklerinden elini eteğini çekmek anlamında nefsinize hâkim olmak değildir. Zorlama yoktur, çirkin değildir. Olması gerekenin yalnız bu olduğunu hissedersiniz, başka türlü davranmanız mümkün değildir. O zaman nesneleri reddedersiniz, sahiplenmez olursunuz.

Sahip olma dürtüsü yalnız olamama dürtüsüdür. Yalnız olamayan, yanında bir şeyler ister. Ama başka insanların eşliğine güvenilmez. O zaman eşyanın eşliği istenir. Bir eşle yaşamak zordur; bir araba ile yaşamak o kadar zor değildir. Böylece sahiplenme duygusu nesnelere yönelir.

İnsanları objelere dönüştürmeye bile çalışabilirsiniz. Onları, kişiliklerini, bireyselliklerini kaybedecekleri kalıplara sokmaya uğraşırsınız. Bir eş bir objedir, bir kişi değil.

Kendi yalnızlığınızın farkına vardığınızda başkalarının da yalnızlığını fark edersiniz. O zaman başka bir insana sahip olmaya çalışmanın, onun varlığına tecavüz demek olduğunu kavrarsınız. Ama sahiplenmeyi asla somut biçimde reddetmezsiniz, bunu her şeyi terk ederek yapamazsınız çünkü reddetmek yalnızlığınızın olumsuz gölgesidir. Yalnızlık size sahiplenmeyi öğretir. İşte o zaman bir karı ya da koca değil, bir sevgili olursunuz.

Sahiplenmeme, şefkati ve kendine hâkimiyeti getirir; masumlaşırsınız. Hayatın gerçeklerini inkâr ettiğinizde masum olamazsınız; yalnızca kurnazlaşırsınız. Hem kendinizi hem de başkalarını aldatırsınız. Masumiyet geliştirilmiş bir şey değildir. Siz masumiyetin kendisisiniz.

Bence, tüm başarılması gereken masum olmaktır. Masum olun, o zaman ilahî olan size daima mutlulukla akacaktır. Masumiyet, alabilme kapasitesidir, ilahî olanın bir parçası olmaktır. Masum olun, misafiriniz gelecektir. Ev sahibi olun!

Masumiyet oluşturulamaz çünkü bir şeyi oluşturma, gereksinimden doğar; hesaplıdır. Ama masumiyet asla hesaplanamaz, bu imkânsızdır.

Masum olmak gerçek farkındalığın zirvesine ulaşmaktır. Ama gerçek masumiyetin yolu bilinçli devrimden geçer; asla toplu bilinçsiz evrimle başarılamaz. İnsan yalnızdır; hayat adını verdiğimiz süreçte cenneti ya da cehennemi, yaşamı ya da ölümü, coşkuyu ya da eziyeti seçmekte özgürdür.

Sartre bir yerde şöyle yazmış: İnsan özgür olmaya mahkûmdur. İster cehennemi seçersiniz, ister cenneti. Özgürlük iki şeyden birini seçebilmek demektir. Yalnız cenneti seçebilme olanağınız varsa bu bir seçim olmaz. Cehennem seçeneği olmadan cenneti seçmek cehennemin ta kendisidir. Seçim ya o ya bu demektir. Yalnızca iyi olanı seçmekte özgür olduğunuz anlamına gelmez. Öyle olduğunda özgürlük yok demektir.

Yanlış bir seçim yaptığınızda özgürlük lanete dönüşür; doğru seçim yaptığınızda mutluluk olur. Özgürlüğünüzü lanete ya da mutluluğa dönüştürmek ise sizin elinizdedir. Seçim sorum- luluğu tümüyle sizindir.

Eğer hazırsanız, içinizin derinliklerinde yeni bir boyut açılabilir: Devrim boyutu. Evrim sona erdi. Şimdi onun ötesindekine sizi açmak için bir devrime gereksinim var. Bu, bireysel bir devrimdir. İçsel bir devrimdir.
-------------------------------------------------------------
O S H O
Hiç doğmadı, hiç ölmedi.
Sadece dünya denen bu gezegeni,
1931-1990 yılları arasında ziyaret etti.


http://meditatiklik.tr.gg

.